Mustafa Ajlan ABUDAK
Dil, “Bugünkü İnsanların Kökeni” araştırmaları içerisinde, evrim sürecinde belki de metafizikle bilimin yollarının en keskin kesiştiği alan olagelmiştir. Çünkü en temelinde tüm ilahi dinler söze dayanır. Evrim içinde de dil insanı diğer tüm canlılardan ayıran yetinin, düşüncenin manifestosudur. Burada sorgulayan bir bakış açısıyla evrim ve tasarım argümanını iç içe ve birbirini tamamlayan yönleriyle incelemeye çalışacağım. Umudum odur ki, sonuç çıkarımındaki farklılıklar, apaçık doğruları görmemizi engellemeyecektir.Çoğu tahminlere göre, günümüzde 5000 dolaylarında dil konuşulmaktadır. Princeton Üniversitesi arkeologlarından Clifford Geertz’in şu sözleri ilginçtir:
Biz insanlarla ilgili en önemli gerçeklerden biri, hepimizin dünyaya bin çeşit yaşam sürdürmemize elveren doğal bir donanımla gelmemize karşın, sonuçta ömrümüzü bunlardan ancak birini yaşamış olarak tamamlamamızdır. Kunduzlar bent yaparken, kuşlar yuva kurarken, arılar balözü toplarken, babunlar toplumsal gruplar oluştururken ve fareler çiftleşirken temelde hep, genlerine kodlanmış bilgilere dayalı öğrenme yetilerine göre davranırlar. Öte yandan insan, barajlar ya da sığınaklar yaparken, besin ararken, toplumsal örgütler kurar ya da eş seçerken, bilgi akış çizelgelerine (flow charts), planlara kodlanmış bilgilere, avcılık deneyimlerine, ahlak kurallarına, estetik değerlere, kısacası belirli bir kalıba girmeyen yeteneklerin kavramsal yapılarına göre hareket eder.(1)
Şimdi bilimsel olarak dilin akademisyenlerce nasıl algılandığına bakalım. Burada 2 önemli okul vardır. Başta ünlü dil bilimci Noam Chomsky’nin savunduğu süreksizlik okulu (discontinuity okulu); dili, insansı maymunların beyinleriyle doğrudan hiçbir evrimsel ilintisi olmayan ve insana özgü bir yeti olarak görür; öte yandan süreklilik okulu (continuity school) yandaşlarına göre dil, insansı maymunlara benzeyen atalarımızdan kaynaklanarak sonuçta genetik açıdan en yakın akrabamız olan insansı maymunların temel iletişimsel ve zihinsel becerilerine yansıyan sürekli zihinsel evrimin (cognitive continuum) bir parçasıdır.(2)
Süreklilik okuluna göre, durum alet yapımının neden olduğu gittikçe çoğalan karmaşık teknolojik ilerlemelerin, davranış biçimlerini değiştirdiğine bunun da sözcük dizimine (syntax) ve daha geniş bir sözcük dağarcığına sebep olan bilgi alış verişine dayandığıdır.
Gelelim bir başka bilim adamının yapısal burgularla ilgili söylediklerine; beynin evrimi üzerine hatırı sayılır çalışmalar yapmış olan Kaliforniya Üniversitesi nörologlarından Hary Jerinson “Dilin gelişiminde beşeri iletişim açısından alet yapımı ne denli önemli olursa olsun, dilin kökenleri oldukça farklı bir şeyle ilintili olmuş olabilir.” demektedir.
Jerinson’a göre evrimsel gelişim sürecince beyinler türün günlük yaşamına uygun düşen bir iç dünya yaratabilecek biçimde evrimleşe gelmişlerdir. Söz gelimi, amfibilerde görme duyusu, o dünyaya yönelik temel bir unsuru oluşturur; sürüngenlerde aynı işlevi, keskin bir koku alma duyusu üstlenmiştir. İlk memelilerde işitme duyusu ayrıca önem kazanmıştı; primatlarda, karışık bir duyusal donanım dış dünyaya ilişkin eksiksiz bir zihinsel model oluşturabilir. Jerison’a göre, insan bunlara apayrı bir boyut eklemiştir: Dil ya da daha açık bir deyişle, kendi kendini irdeleyip sorgulayabilen düşünme ve imgeleme yetisi. Böylesine bir yeti ile donatılmış olan insan beyni, karmaşık pratik ve toplumsal sorunlarla baş edebilecek bir iç dünya yaratır.
Beynin hacmindeki büyümeyi gitgide gelişen teknolojik yetkinliğe bağlayan diğer temel görüş, Jerison’a ‘‘pek inandırıcı gelmemektedir, çünkü alet yapımı için pek az bir beyin dokusuna gereksinim vardır.’’ Buna karşılık ‘‘ Basit, anlamlı bir söz üretebilmek için oldukça büyük bir beyin dokusu gereklidir.’’ (3)
Süreksizlik okulunun kuramcısı Noam Chomsky Dil ve Zihin adlı kitabında tüm insanların ortak bir evrensel dilbilgisine sahip olduğunu belirtir. Bunu tanımlarken şöyle der; Evrensel dilbilgisi, bütün insan dillerinin bilgilerinin yerine getirmesi gereken koşulları konu edinen bir inceleme alanı olarak tanımlanabilir. Daha önce belirtilen anlamda evrensel anlambilim ile evrensel sesbilgisi, bu durumda, evrensel dilbilgisinin bir parçası olacaktır. Böyle tanımlandığında evrensel dilbilgisi, dilsel yapı kuramından başka bir şey değildir.(4)
Daha açık olarak şunu söylemek mümkün;
Evrensel dilin ilkeleri, yani insanın var oluşundan, yaradılışından kaynaklı olarak getirdiği özelliklere göre biçimlenmiş genel geçer dil kuralları dilbilimciler tarafından yüzyıllardır araştırılan bir konudur. Bu araştırmalar ışığında belli başlı temel ilkeler belirlenmiştir
1. Nerede insan varsa orada bir dil vardır.
2. “İlkel dil” diye bir şey yoktur. Her dil eşit miktarda gelişmiş ve eşit miktarda herhangi bir durumu veya kavramı anlatabilme yetisine sahiptir. Her dilin sözcük haznesi yeni kavramları karşılayabilecek sözcükler türetebilecek şekilde geliştirilebilir.
3. Her dil zaman içinde değişime uğrar.
4. Bir anlamı ifade etmek için çıkarılan ses(ler) ile anlamın kendisi arasındaki ilişki çoğunlukla rasgeledir (Masa derken cisim olan masa ile çıkarılan ma ve sa seslerinin doğrudan bağlantısı yoktur, bu nedenle farklı dillerde aynı anlamların farklı seslerle ifade edilmesinde şaşırılacak bir şey yoktur, rasgeledir hepsi).
5. Her dilde sınırlı sayıda farklı ses varsa da bu seslerle üretebileceği sınırsız sayıda sözcük potansiyeli vardır.(Mesela İngilizcede “ü” yoktur, Türkçede İngilizcedeki “th” yoktur falan ama bu eldeki seslerle türetebileceklerimizin bir sınırı olduğu anlamına gelmez).
6. Her dilin bir grameri, her gramerin de belli sözcük ve cümle üretme kuralları vardır.
7. Her dilde belli sayıda ünlü ve ünsüz ses vardır (a, e, m, p, s gibi).
8. Her dilin gramerinde aynı sözcük türleri vardır (ad, sıfat, eylem, zamir vs).
9. Her dilde bazı temel anlamsal (semantik) kavramlar sözcük haznesinde bulunur (erkek, kadın, hayvan, el, yürümek, anlamak vs.).
10. Her dil bir şekilde geçmiş zamanı, olumsuz hali, emir kipini, soru sormayı vs. belirtir.
11. Herhangi bir dili konuşan insanların sınırsız sayıda cümle üretme ve anlama kapasiteleri vardır.
Ali geldi.
Ali eve geldi.
Ali’nin eve geldiğini gördüm.
Ali’nin eve geldiğini gördüğümü biliyorsun.
Ali’nin eve geldiğini gördüğümü biliyor musun?… (5)
Yani dünyanın herhangi bir yerindeki herhangi bir ırktan, sosyal tabakadan, ekonomik veya kültürel seviyeden fiziksel olarak normal her çocuk, ortamında bulunduğu dili öğrenebilir. Diller arası farklılıklar biyolojik kaynaklı değildir. Peki, dilin evrensel yapısı biyolojik kaynaklı ve habitat etkileşimli değilse evrimsel süreçte insan dili nasıl edinmiştir? Bu hala paradigmanın cevapsız kalan bir sorusudur.
İnsan içinde yaşadığı dünyayı algılamak için de bir dil kullanır. Bu dile matematik adı verilmektedir. İnsan dilleri doğadaki oluşumların yapılarını anlatmakta ve anlamakta yetersizdir. Çünkü insan dilleri temelde yukarıda değindiğimiz gibi rastlantısallığa dayanmaktadır. İnsan doğadaki bir yapıyı incelerken örüntülerle (pattern) karşılaşır. Bunları tanımlarken de belli sistematiği olan ve her yapıya uygulanabilirliği tartışılmaz kodlar kullanması gereklidir. Algılanan materyal dünyada her şey ya var ya da yoktur (Kuantum bu yüzeysel algımızı yıkmıştır). Biniary digit denilen 0 ve 1 açık ya da kapalı konum bizlere tüm bilgiyi tanımlarken sağlam bir kod sunar. Bu en temel matematiksel dildir. Makineler ve insanlar arasında iletişim bu dille sağlanmaktadır. Bu konuda en ciddi çalışmalar NLP yani Doğal Dil İşleme alanından gelmektedir.
NLP nedir ?
NLP yani Doğal Dil İşleme, doğal dillerin kurallı yapısının çözümlenerek anlaşılması veya yeniden üretilmesi amacını taşır. Bu çözümlemenin insana getireceği kolaylıklar, yazılı dokümanların otomatik çevrilmesi, soru-cevap makineleri, otomatik konuşma ve komut anlama, konuşma sentezi, konuşma üretme, otomatik metin özetleme, bilgi sağlama gibi birçok başlıkla özetlenebilir. Bilgisayar teknolojisinin yaygın kullanımı, bu başlıklardan üretilen uzman yazılımların gündelik hayatımızın her alanına girmesini sağlamıştır. Örneğin, tüm kelime işlem yazılımları birer imla düzeltme aracı taşır. Bu araçlar aslında yazılan metni çözümleyerek dil kurallarını denetleyen doğal dil işleme yazılımlarıdır.
Batı dillerinde SAPI (Microsoft şirketinin konuşma sentezleyici üretmek amacı ile satışa sunduğu geliştirici program) tabanlı konuşma sentezleyici bileşenleri, yazılımcıların multimedia (çoklu ortam) sunuları hazırlamaları için hizmete sunulmuştur. Konuşma ve komut anlama yazılımları ise gelecekte insan ve bilgisayar arasındaki klavye, fare gibi veri girişi aygıtlarını ortadan kaldıracak yazılımlardır. Bu gelişmeler makine-insan iletişiminde yeni ve devrimci değişimlere yol açacak ve bilgisayarların daha çok insan tarafından kabul görmesine yol açacaktır.
Yapay Zeka ve Doğal Dil İşleme nedir ?
Gelecekte, konuşma sentezleyiciler ve konuşma anlama alanındaki gelişmeler ve makine-insan iletişiminin gelişmesi, insanın makineden beklentilerini yükseltecektir. İnsanlar makinelerin kendisini anlamalarını isteyecek, karmaşık kullanımı olan makineler pazar bulamayacaktır. Giderek gelişen ve insanı anlayan makinelerin daha zeki olması insanın yaşam kalitesini yükselteceğinden, vazgeçilmez olması kaçınılmazdır. Zeki makine kavramı, yapay zeka çalışmalarının hızlanmasına yol açmıştır. Geleceğin en önemli sektörlerinden biri olan yapay zeka ile insanın iletişim kuracağı tek araç dildir.
(Paradigmaya göre) Antropoloji, Dil Bilimi ve Düşünme nedir?
20.Yüzyıl’ın başlarında önemli bulguları değerlendiren antropoloji bilimi, insanın evrimini araştırırken Homo Sapiens‘ten önceki türler olan Homo Habilis, Homo Erectus, Homo Neanderthalensis gibi erken dönem insanlarının gırtlak (larenks) gelişimlerinde konuşma ile ilgili mutasyonlar gördüler. Daha kolektif bir yaşam süren Erectus ve Neanderthal gibi türlerde gırtlak bölümü, örneğin Pythecanthropus türüne göre çok daha gelişmişti. Kolektif (sosyal yardımlaşmaya dayalı) yaşam, gelişmiş bir iletişim gerektirmekteydi ve basit içgüdüsel sesler bu etkili iletişim için yeterli değildi (Süreklilik okulunun öne sürdüğü teori).
Gelişmiş çok sayıda ses ancak gırtlak ve akciğerlerin gelişimi ile mümkündü. Evrimleşen akciğerler gırtlağa gelişmiş sesleri çıkarması için yeterli havayı sağlayana değin kafatası da evrimleşti ve inceldi, konuşma merkezlerini besleyecek çok sayıda sinirin geçebilmesi için yeterli bir açıklık oluştu, ses telleri ve damak ise ‘‘konuşmaya uygun şekilde mutasyona’’uğradı. (Bir itiraf olabilir mi? Kim bilir..?)
Bu gelişimin sonucunda dili icad eden insan, çok daha önemli bir gelişimin eşiğine geldi. Daha önce tıpkı hayvanlar gibi görsel ve işitsel kavramlarla düşünen insan, dil kodları olan kelimeler ve şablonlar ile düşünmeye başladı. Böylece kavramların arasında dil aracılığı ile yeni bağlar kurdu ve soyut düşünme yeteneğini kazanarak kavramların arasında çok daha hızlı işlem yapmaya başladı. Doğal becerilerini ve deneyimlerini diğer insanlara dil sayesinde öğretti ve daha kolektif bir yaşam biçimine kavuştu.
Dil, insanoğlunun uygarlaşmasını sağlamakla kalmamış, onun zekâsının doğada daha önce görülmemiş şekilde parlamasını sağlamıştır. Kültür dediğimiz insanlık birikimi, dil kullanan ve iletişim kuran insanın sosyalleşme sürecinin ürünüdür. (6)
Dış Dünyayı anlamamızı sağlayan yani makro evreni incelerken kullandığımız bu dil mikro evreni incelerken de kullanılır mı? Hayır, mikro evrende genetik dil dediğimiz dili kullanmaktayız. Bu genetik dil dört harflidir, yani DNA üzerinde dört çeşit nükleotid bulunur. Bunlar A,T,G,C ‘dir. Yeryüzünde 20 çeşit aminoasit vardır.
Peki, DNA nedir?
Genetik bilgi bir dil gibidir. Biz alfabemizdeki harfleri bir araya getirerek kelimeleri, sonra da kelimeleri birleştirerek cümleleri, sonra paragrafları ve kitapları yazarız. DNA’da ise:
• Alfabe sadece 4 harften ibarettir.
• Her harf baz veya nükleotid denilen kimyasal bir molekülü temsil eder.
• Kodon adı verilen genetik kelimeler bu harflerden oluşmuştur.
• Diğer dillerden farklı olarak genetik dilde bütün kelimeler (kodonlar) sadece 3 harften müteşekkildir.
• Bu kelimeler bir araya gelerek genler adını verdiğimiz cümleleri oluştururlar.
Bütün cümleler bir araya gelerek genetik bilginin tamamını içeren bir kitabı yani genomu meydana getirirler. Ortalama 100 trilyon hücreye sahibiz. Bu hücrelerin her birinde birer tane DNA molekülü vardır. Bu moleküllerden “sadece bir tanesinin” içinde 3 milyar farklı konuda bilgi bulunur. Bu bilgiler toplam 1 milyon sayfalık bir seri kitap oluşturabilirler. 1 milyon sayfalık kitap yaklaşık 1000 cilttir. Bu 1000 ciltlik eserin sayfalarını yan yana uzatabilsek, uzunluğu Kuzey Kutbu’ndan Ekvator’a kadar uzanabilir. Bu 1000 ciltlik eser 24 saat hiç durmadan okunacak olsa, eserin tamamlanması 100 yıl sürer. Bu muazzam bilgi, tek bir tırnağımızda, saçımızın tek bir telinde veya kolumuzun üzerindeki herhangi bir tüyde bulunan “tek bir DNA”ya aittir.
1000 ciltlik bir kütüphane, nasıl bir tüycüğü meydana getiren tüm hücrelerde ayrı ayrı paketlenebilir, nasıl olup da bizleri oluşturan “tüm diğer hücrelerin” içine sığdırılmış olabilir? Bir insan istese bunu kendi kendine başarabilir mi? Böyle bir işlemi gerçekleştirebilecek herhangi bir teknoloji var mıdır? Bu muazzam bilginin tesadüf eseri hücrelerin içine yerleşmiş olması mümkün müdür? Bu dilin yönlendirilmeden oluşturulması mümkün müdür?
Bu dili çözmeye kendini adayan Proje İnsan Genom Projesidir.
İnsan Genom Projesi nedir?
İnsan Genom Projesinin son hali, ‘İnsanlığın Kitabı’nın daha önce düşünülenden daha harika, muhteşem ve sırlarla dolu olduğunu göstermektedir. İnsanın DNA dizi analizini yapmak için yaklaşık 20 laboratuarda yüzlerce bilim adamı 10 yıldan fazla çalışıyorlar. Bu proje için 16 kurumdan oluşan uluslararası bir konsorsiyum ile Dr. Craig Venter’in başkanlık ettiği Celera Genomics firması çalışıyor. Haziran 2000 yılında uluslararası İnsan Genome Projesinin liderleri bir yıl sonra insan genomunun ilk müsvedde halini tamamlayacaklarını açıkladılar. Şubat 2001’de ise Science ve Nature dergilerinin özel sayılarında projede ulaştıkları son durum ve analizleri yayınladılar.
İnsan Genom Projesinin amaçlarından bazıları şu şekilde özetlenebilir:
• İnsan genomunda bulunan genleri belirlemek
• DNA’yı oluşturan yaklaşık 3 milyar temel çiftinin dizisini belirlemek
• Elde edilen bilgiyi veri bankalarında saklamak
• Data analizleri metot ve araçlarını geliştirmek
• Genler ve fonksiyonları arasındaki bağlantıların bulunması
• Genlerin kromozomlarda nasıl bir bütün halinde çalıştıklarının tespiti
• Genetik hastalıkların temeli ve sebeplerinin tespiti
Dr. Venter’in takımının Science dergisinde yayınlanan yazısında, insanların düştüğü iki hatadan bahsediliyor. Birincisi determinizim, yani insandaki bütün özelliklerin genlerine bağlı olduğu fikri; diğeri ise indirgeme; yani şimdi bütün insan genlerinin bilindiği düşüncesi. Bilim adamları genlerin fonksiyonlarının ve aralarındaki ilişkilerin anlaşılması aşamasının daha başında olduklarını belirtiyorlar. Değişik canlılarda DNA ve gen sayısı belirleyicidir. Her organizmada belli sayıda kromozom ve belli uzunlukta DNA bulunur. Bazı organizmaların DNA büyüklükleri şöyle sıralanabilir:
Organizma Genom Büyüklüğü (Mb)
• Esherichia coli (bir bakteri) 4.64
• Saccharomyces cerevisiae (maya hücresi) 12.1
• Drosophila melangoster (meyve sineği) 140
• Triticum aestivum (buğday) 17000
• Pisum sativum (bezelye) 4800
• Mus musculus (fare) 3300
• Homo sapiens (İnsan) 3000
Tablo1. Değişik organizmaların DNA uzunlukları (Mb= mega (106) baz )
Bu tablodan da görülebileceği gibi bir farede veya buğdayda bile insandan daha uzun DNA bulunuyor. Bu da DNA’nın uzun olması ile organizmanın karmaşık olması arasında her zaman doğru orantı olmadığını gösteriyor. Organizmaların gen sayıları karşılaştırıldığında ise yine benzer bir manzara ile karşılaşıyoruz. Dr. Venter; insanda 50 000 ile 140 000 gen bulunacağını tahmin etmelerine karşın şimdiye kadarki çalışmalara göre sadece 26 000–40 000 civarında genin tesvit edilmesinin bilim adamlarını çok şaşırttığını belirtmiştir. (Gen sayısının tespitinde kullanılan metotlara göre farklı sayıda gen tespit edilmektedir. Şimdiki bilgi ve teknoloji ile ancak kesin olmayan yaklaşık sonuçlar elde edilebilmektedir.) Maya hücresinde 6000, meyve sineğinde 13 000, bir tür solucanda 18 000, bir tür bitkide 26 000 gen bulunmasına karşın insan hücresinde çok daha karmaşık olması nedeniyle daha fazla sayıda gen olması bekleniyordu. Bu kadar az sayıda gen ile insan bedenindeki karmaşık yapı nasıl sağlanıyor, bu hala çözülmeyi bekleyen önemli bir sır. Bilim adamları insan bedenindeki karmaşıklığın sırrının DNA veya gen sayısında değil, DNA’daki kontrol genlerinin davranışlarında gizli olduğunu belirtiyorlar. (7)
Kontrol genleri… Demek ki her süreç kontrol edilebildiğinde ya da rasgele seslerden oluşan kelimeler belli bir dizgede olabildiğinde bir anlam elde edebilmekteyiz. Makinelerde NLP örneğinde olduğu gibi entropiye karşı bir Akıl tarafından dizelenen kod, inorganik yapılara bile ‘‘öğrenme’’ yetisi kazandırabilmektedir. Peki, insan aklının yoğun çalışması, kontrolü derlemesi ve düzenlemesi ile bu yetiyi kazanan yapılar, bilimsel olarak kabul görürken ve ilerisi için bizlere umut vaat ederken, inorganik yapıların yine entropiye rağmen doğanın temelindeki dil ile (A,T,G,C) bir Akıl tarafından derlenip tüm canlılığın oluşturulmasını kabul etmemek ne demektir? Bu ancak bir ön kabulün tezahürü olabilir.
Tüm dillerin doğası, genetikten matematiğe inorganik ya da organik maddeden beşer iletişimine değin varlığa bir ‘‘üstün Akıl’’ tarafından anlam kazandırılmasıdır. Buna ister doğa deyin ister Tanrı deyin, isterseniz bilinemez deyin, bu ancak sizin kendi kişisel felsefi seçiminizden başka bir şey değildir. Bu apaçık gözlemlenen, her biri kendi lisanınla ‘‘organize edilmiş’’ yaşamın içersindeki tüm bilgi paketlerinin var oluş gerçeğini asla değiştirmez…
______________________________
1. Roger Lewin. Modern İnsanın Kökeni. TÜBİTAK yayınları sayfa 210 1.Basım Ocak 1998
2. Roger Lewin. Modern İnsanın Kökeni. TÜBİTAK yayınları sayfa 224 1.Basım Ocak 1998
3. Roger Lewin. Modern İnsanın Kökeni. TÜBİTAK yayınları sayfa 227 1.Basım Ocak 1998
4. Noam Chomsky. Dil ve Zihin. Ayraç yayınları sayfa 187. 1. Basım Şubat 2001
5. http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?t=evrensel+dil
6. http://tr.wikipedia.org/wiki/Doğal_dil_işleme
7. Genomes, T.A. Brown, BIOS Scientific Publishers, 1999.(Türkçesi için D.Deruni ye teşekkürler)